NESEL Bilgi Merkezi

İz Yoksa Medeniyet de Yok muydu?

NESEL · Düşünce Yazısı ·
İçindekiler
  1. Gelişmişlik mutlaka büyük nüfus demek değildir
  2. Bir uygarlığın yok olması düşündüğümüzden daha kolay olabilir
  3. Dünyanın ne kadarını gerçekten araştırdık?
  4. “Kanıt yok” ile “yokluğun kanıtı” aynı şey değildir
  5. Teknolojiyi kendi tarihimize bakarak tanımlıyoruz
  6. En güçlü uygarlık en büyük olan mıdır?
  7. Benim asıl sorum

Geçmiş uygarlıklar hakkında konuşurken çoğu zaman farkında olmadan çok güçlü bir varsayım yapıyoruz:

Eğer bizden önce gelişmiş bir medeniyet yaşasaydı, mutlaka izini bulurduk.

Peki gerçekten öyle mi?

Bugünkü insanlığın teknolojik seviyesine bakarak geçmişi değerlendirdiğimizde, gelişmiş bir uygarlığın büyük şehirler, yollar, fabrikalar, madenler, dev yapılar ve milyonlarca insanlık nüfuslar oluşturacağını düşünüyoruz. Çünkü bizim medeniyet modelimiz böyle gelişti.

Ancak bu, gelişmişliğin tek mümkün biçimi olmayabilir.

Gelişmişlik mutlaka büyük nüfus demek değildir

Bir topluluğun ileri seviyede bilgi üretmesi için mutlaka milyonlarca kişiden oluşması gerektiğini varsayıyoruz.

Oysa birkaç bin kişilik bir toplum düşünelim.

Bu insanlar tarım, astronomi, matematik, tıp veya doğa bilimlerinde çağlarının çok ötesinde bilgiye ulaşmış olabilirler. Üstelik teknolojileri bizim kullandığımız ağır sanayi modeline dayanmıyorsa arkalarında devasa maden ocakları, beton şehirler veya milyonlarca ton metal bırakmaları da gerekmeyebilir.

Belki gelişmişlik kavramını yanlış ölçüyoruz.

Bugün gelişmişliği enerji tüketimi, sanayi üretimi, bina sayısı veya teknolojik cihazlarla ölçüyoruz. Ancak başka bir toplum için gelişmişlik;

bilginin doğruluğu, doğayı anlama seviyesi ve çok daha az kaynakla çok daha fazla iş yapabilme yeteneği olabilir.

Bu durumda küçük ama ileri bir topluluk, arkeolojik açıdan şaşırtıcı derecede az iz bırakabilir.

Bir uygarlığın yok olması düşündüğümüzden daha kolay olabilir

Bugün bile milyonlarca insan savaşlar, salgınlar, depremler, tsunamiler ve diğer doğal afetlerden etkilenebiliyor.

Modern dünyada bilgi küresel olarak yedeklendiği için bir şehir yok olduğunda medeniyetin tamamı yok olmuyor.

Ancak birkaç bin kişilik izole bir toplum düşünelim.

Bilginin tek bir bölgede toplandığı böyle bir topluluk;

  • büyük bir deprem,
  • tsunami,
  • volkanik patlama,
  • iklim değişimi,
  • salgın,
  • büyük yangın

gibi olaylarla birkaç nesil içinde tamamen ortadan kalkabilir.

Eğer bilgi ağırlıklı olarak sözlü aktarılıyorsa, toplumun yok olmasıyla bilgi de yok olabilir.

Böyle bir durumda geriye birkaç yapı kalıntısı veya anlaşılması güç birkaç nesne dışında hiçbir şey kalmayabilir.

Binlerce yıl sonra bu kalıntılarla karşılaşan insanlar da bunları yapan toplumun bilgi seviyesini doğru değerlendiremeyebilir.

Dünyanın ne kadarını gerçekten araştırdık?

Buradaki en önemli soru bence şu:

Geçmiş hakkında verdiğimiz kesin hükümler, Dünya'nın ne kadarını gerçekten araştırdığımızla orantılı mı?

İnsanlık kilometrelerce derine sondaj yapabiliyor. Denizlerin bazı bölgeleri araştırılabiliyor. Arkeolojik kazılar yapılıyor.

Ancak gezegenin tamamını düşündüğümüzde araştırılmış alan son derece sınırlı.

Bugün Dünya üzerinde milyonlarca kilometrekare kara alanı var. Bunun çok küçük bir bölümünde sistematik arkeolojik kazı yapıldı.

Dahası, araştırmalar genellikle yüzeye yakın bölgelerde gerçekleşiyor.

Oysa milyonlarca yıl boyunca;

erozyon, sediment birikimi, tektonik hareketler, volkanizma, deniz seviyesinin değişmesi

gibi süreçler yüzeyi sürekli değiştirdi.

Bugün yüzeyde olmayan bir yerleşim geçmişte yüzeyde olmuş olabilir.

Bir kilometre derinlikte bir şey aramıyoruz çünkü orada bir uygarlık beklemiyoruz.

Fakat burada mantıksal bir döngü oluşuyor:

Aramıyoruz çünkü orada bir şey olduğunu düşünmüyoruz.
Bir şey bulamıyoruz çünkü aramıyoruz.
Sonra da bir şey olmadığı sonucuna varıyoruz.

Bu noktada dikkatli olmak gerekiyor.

Bu düşünce geçmişte mutlaka bilinmeyen gelişmiş uygarlıkların yaşadığını kanıtlamaz.

Ama yaşamadıklarını kesin olarak söylemenin de düşündüğümüz kadar kolay olmadığını gösterir.

“Kanıt yok” ile “yokluğun kanıtı” aynı şey değildir

Bir değerlendirme yaparken şu ayrımı korumak gerekir:

Bir şeyin kanıtının bulunmamış olması ile o şeyin olmadığına dair güçlü kanıt bulunması aynı şey değildir.

Örneğin belirli bir bölgede yüzlerce sistematik kazı yapılmış ve belirli bir döneme ait hiçbir insan faaliyeti bulunamamışsa bu önemli bir veridir.

Ancak Dünya'nın büyük bölümünün hiç araştırılmadığı durumlarda aynı kesinliği kullanamayız.

Bence asıl sorun burada başlıyor.

Popüler anlatılarda çoğu zaman iki uç görüş ortaya çıkıyor.

Bir taraf:

“Geçmişte kesinlikle süper gelişmiş uygarlıklar vardı.”

diye düşünüyor.

Diğer taraf ise:

“Öyle bir uygarlık olsaydı mutlaka bulurduk.”

diyor.

İki yaklaşım da gereğinden fazla kesin olabilir.

Belki daha doğru soru şudur:

Bugünkü yöntemlerimiz geçmişte var olmuş küçük ve sıra dışı bir uygarlığı tespit etmek için gerçekten yeterli mi?

Teknolojiyi kendi tarihimize bakarak tanımlıyoruz

Başka bir sorun da teknoloji kelimesinin kendisi.

Biz bugün teknoloji deyince;

elektrik, motor, bilgisayar, çelik, plastik, beton

gibi şeyleri düşünüyoruz.

Dolayısıyla geçmişte ileri bir toplum ararken aynı izleri arıyoruz.

Ancak farklı bir bilgi yolu gelişmiş olsaydı bıraktığı izler tamamen farklı olabilirdi.

Örneğin bir toplum astronomide olağanüstü ilerlemiş olabilir ama elektrik üretmemiş olabilir.

Bir toplum biyoloji veya tarım konusunda ileri seviyeye ulaşmış olabilir ama metalurjisi sınırlı kalmış olabilir.

Bir toplum matematik ve mühendislik bilgisini çok ileri taşımış fakat nüfusu küçük olduğu için büyük şehirler kurmamış olabilir.

Böyle bir toplum bizim klasik “ileri uygarlık” tanımımıza uymayabilir.

Ama bu, bilgisinin ileri olmadığı anlamına gelmez.

En güçlü uygarlık en büyük olan mıdır?

Bugünkü dünya bize başka bir düşünce deneyi de sunuyor.

Bir milyar kişilik bir toplum ile beş bin kişilik bir toplum düşünelim.

Birincisinin toplam üretimi çok daha büyük olabilir.

Ancak ikinci toplumdaki insanların bilgi seviyesi çok daha yüksekse hangisi daha gelişmiştir?

Bu sorunun cevabı kullanılan ölçüte bağlıdır.

Belki uygarlık tarihinde de aynı hatayı yapıyoruz.

Büyük şehirleri ve anıtsal yapıları gelişmişliğin göstergesi kabul ediyoruz çünkü bunlar arkeolojik olarak görünür.

Ancak görünür olmayan bilgi birikimini ölçmek çok daha zor.

Bu nedenle geçmiş hakkında bildiklerimiz, geçmişte gerçekten var olan şeylerden çok bugün tespit edebildiğimiz şeylerin tarihi olabilir.

Benim asıl sorum

Ben geçmişte kesinlikle bizden daha gelişmiş bir uygarlık olduğunu iddia etmiyorum.

Asıl sorguladığım şey şu:

Bundan ne kadar emin olabiliriz?

İnsanlığın geçmişi hakkında konuşurken elimizdeki arkeolojik bulgular son derece değerli.

Ama elimizdeki haritanın tamamlanmış bir harita olmadığını da unutmamak gerekiyor.

Belki geçmişte bizim bildiğimiz uygarlıklardan farklı biçimde gelişmiş küçük toplumlar vardı.

Belki yoktu.

Bugünkü bilgilerimiz ikinci ihtimali destekliyor olabilir.

Ancak Dünya'nın çok küçük bir bölümünü derinlemesine araştırmışken, insanlık tarihinin bütün olası yollarını kesin olarak kapatmak bana erken geliyor.

Çünkü değerlendirme yaparken şu iki cümle arasındaki farkı korumak gerekiyor:

“Bulamadık.”

ve

“Yoktu.”

Bu iki cümle aynı şey değildir.

← Tüm yazılarıma dön